<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sağlıklı Yaşam Sitesi - yuzoniki.net &#187; Hastalıklar</title>
	<atom:link href="http://www.yuzoniki.net/saglik/hastaliklar/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yuzoniki.net</link>
	<description>Sağlıklı yaşam</description>
	<lastBuildDate>Thu, 24 Nov 2011 15:26:50 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Kan Hastalıkları</title>
		<link>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/kan-hastaliklari.html</link>
		<comments>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/kan-hastaliklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Dec 2009 23:19:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[akut lösemi]]></category>
		<category><![CDATA[akyuvarlar]]></category>
		<category><![CDATA[anemi]]></category>
		<category><![CDATA[hemofili]]></category>
		<category><![CDATA[hemorajik hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[kan]]></category>
		<category><![CDATA[kan hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kan hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[lösemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yuzoniki.net/?p=298</guid>
		<description><![CDATA[Normal şartlarda kandaki alyuvarların sayısı, bu dokunun diğer elemanlarının sayısı gibi normal şartlarda hep aynıdır. Alyuvarlar azaldığı zaman anemiden söz edilir.
Aneminin nedenleri çok değişik olabilir. En çok bilineni kuvvetli bir kanamadır. Fakat bazı durumlarda fark edilmeyecek kadar hafif ama devamlı iç kanamalar da olabilir. Kanama, telâfi edilmeyecek bir şekilde demir kaybına neden olur. Bu yüzden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-302" title="alyuvarlar" src="http://www.yuzoniki.net/wp-content/uploads/2009/12/Untitled0-2.png" alt="alyuvarlar" width="405" height="291" />Normal şartlarda kandaki alyuvarların sayısı, bu dokunun diğer elemanlarının sayısı gibi normal şartlarda hep aynıdır. Alyuvarlar azaldığı zaman anemiden söz edilir.</p>
<p>Aneminin nedenleri çok değişik olabilir. En çok bilineni kuvvetli bir kanamadır. Fakat bazı durumlarda fark edilmeyecek kadar hafif ama devamlı iç kanamalar da olabilir. Kanama, telâfi edilmeyecek bir şekilde demir kaybına neden olur. Bu yüzden kemik iliği içindeki çok az hemoglobin (alyuvarlarda bulunan oksijen ve karbonhidratı taşıyan karmaşık protein) içeren alyuvarları üretmek zorunda kalır. Bu durumda hemoglobinin azalmasıyla, yani az renkli alyuvarlarla hipokrom anemi olur. Fazla miktarda hemoglobin taşıyan hiperkromik anemilerde ise. hastalık karaciğerde bulunan ekstrensek faktörden, B1 vitamininden veya siyanokobalamin&#8217;den meydana gelir. Bu ekstrensek faktör midedeki entrensek faktörle birleşerek kemik iliğinin normal alyuvarları yapmasını sağlar.<br />
Aplastik anemilerde kemik iliği, alyuvarları yeterli olgunlukta üretemez. Böylece olgunlaşmamış bir şekilde dolaşıma giren alyuvarlar görevlerini yapamazlar. Bazı tip anemiler genetik nedenlerle ortaya çıkar.</p>
<p>Akyuvarların çoğalmasıyla meydana gelen hastalığa ise lösemi denir. Lösemiler akut ve kronik olabilir. Akut lösemiler çoğunlukla çocuklarda, kronik lösemiler ise 45-50 yaşları arasındaki kimselerde görülür. Ayrıca çocukluk çağında sık görülen lösemi şekilleri özel ilgi çeker. Bunlar alyuvarların tipi ile ilişkili olarak lenfoblastik ve miyeloblastik olmak üzere ayrılırlar. Miyeloblastom 30 yaşma kadar belirli bir dayanıklık (değişmezlik) gösterir. Lenfoblastom ise 5 yaşma kadar akut süreklilik gösterir. Daha sonra, bu hastalığa yakalananlarda 40 yaşma kadar bir azalma olur. Bu yaşı geçtikten sonra her iki lösemi şekli de çoğalmak için tekrar yeni bir eğilim gösterir ve 55 yaşa kadar devam eder. 70 yaşında lenfoblastik şeküler en yüksek düzeye ulaşır.</p>
<p>Akut lösemilerin kökeni, bugün tıbbın en dramatik ve en zor sorunlarından biridir. Bu tür hastalıkların nedeni çeşitli faktörlere bağlanmaktadır: Japonya&#8217;da atom bombasının kullanılmasından sonra ve nükleer merkezlerde çalışanlarda görülmesi nedeniyle faktörler arasına nükleer radyasyonlar da girmiştir. Bir başka faktör de genetik tipte değişmelerdir. Meselâ lösemi özellikle mongoloid biçimi gösteren ve zekâ geriliği olan kişilerde görülür. Hayvanlarda virüslü löseminin varlığını kanıtlayan virüsün özel aksiyonları ve hücrenin kalıtım, maddesinin (DNA) düzeyinde değişmeleri de bu faktörler arasındadır.</p>
<p>Löseminin nedeni ne olursa olsun, başlıca üç çeşit semptomdan meydana gelmiştir: Ateş, soluk renk ve hemorajik olaylar. Çok defa özellikle çocuklarda, ateş romatizmaya aitmiş gibi görünmekte ve yalın bir anjin veya bir grip şekliyle karıştırılmaktadır. Buna rağmen özellikle dikkat edilecek husus diş etlerinde, dilde ve boğazda sürekli kanamalardır.</p>
<p>Akut lösemilerden vücudun bütün bölümleri etkilenir: Böylece sinir sisteminde menenjit belirtileri, baş dönmeleri; sindirim sisteminin bulantı, kusma, mide ağrısı, diyare belirtileri, kardiyovasküler sisteminin kalp ağrıları, taşikardi, vantrikül yetersizliği, perikardit, pankreas ve eklem ağrıları, şişlik, antiküler boşluklarda kan toplanması, karaciğer büyümesi (hepatomegali) ortaya çıkar. Ayrıca dalak da büyür ve hepatosplenomegali meydana gelir.</p>
<p>Akut lösemilerin tedavisi kimyasal maddelerin kullanılmasına bağlıdır. Bu maddeler, antifolikleri, antipürinleri, alkilanları, guanildrazonu, antimitotikleri, kortikosteroidleri, iyonlaştırıcı radyasyonları, antitüberküloz aşısını (BCG) içerir. Bütün bu tedavi ilaçlarının kullanılması çok defa hastanın 4-5 yıl daha fazla yaşamasını sağlamış ve bazen bu semptomlar kaybolmuş ve klinik iyileşmeden söz edilmiştir.</p>
<p>Kan hastalıkları arasında kanamaya kolayca eğilim gösteren hemorajik hastalıklar büyük önem taşır.<br />
Hemofili bu hastalıkların klasik bir örneğidir. Hemofilide küçük bir tırmıktan bile ortaya çıkan vahim kanamalar görülür. Hemofili sadece erkeklerde görülen ve kalıtım yoluyla geçen bir hastalıktır. Kadınlar bu hastalığı taşırlar ve kendileri yakalanmadan iletirler.<br />
Hemofiliye doğumdan itibaren rastlanır ve yeni doğmuş bebeğin hayatını tehlikeye sokar. Daha büyük çocuklarda hemorajiler yere düşmelerle görülür. Bir diş çekildiği zaman veya bademcikler alındığı zaman yine hemorajik belirtiler ortaya çıkar. Kan genellikle artiküler boşluklarda toplanır: Daha çok diz ekleminde görülür.</p>
<p>Diğer hemorajik hastalıklar Rendu-Os1er ve Werlhof hastalıklarıdır.</p>
<p>Rendu-Osler hastalığı derinin ve mukozaların terminal damarlarının ufak ufak genişlemesinden meydana gelir. Çok defa bu genişlemelerin birer özel şekli olur. En sık görüleni yıldız şeklindedir. Rendu Osler hastalığının sadece estetik değil pratik bir önemi de vardır; çünkü damar genişlemelerinin duvarları çok incedir, kolaylıkla yırtılabilir ve kanamalara neden olur. Bu hastaların % 80&#8242;inde küçük bir çarpmanın sonunda şiddetli burun kanamaları görülür. Hastalık kalıtımla ilgilidir.</p>
<p>Werlhof hastalığı, hastanın vücudunda kırmızı lekelerin görülmesiyle başlar. Bu küçük lekeler sonra morlaşır ve sonunda da kaybolmadan önce sarımtırak renk alır. Hastalık orta veya büyük kanamalara eşlik eder.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/kan-hastaliklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Diş Çürümesi Nedir? Nasıl engellenir?</title>
		<link>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/dis-curumesi-nedir-nasil-engellenir.html</link>
		<comments>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/dis-curumesi-nedir-nasil-engellenir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 10:45:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[diş çürüğü]]></category>
		<category><![CDATA[diş çürüğü nasıl oluşur]]></category>
		<category><![CDATA[diş çürükleri için]]></category>
		<category><![CDATA[diş çürümesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yuzoniki.net/?p=283</guid>
		<description><![CDATA[Diş çürüklerinin          oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi,          mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları, bunların          parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı.    [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Diş çürüklerinin          oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi,          mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları, bunların          parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı.          Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar,          yani kabaca, şekerli gıdalardır.</p>
<p>Dişler düzenli olarak          fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse, mikroplar onlara zarar          veremezler. Diş çürüğü, dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve          kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır.</p>
<p>Dişler iyi          temizlenmeyecek olursa, üzerinde besin artıkları ve mikroplar birikir.          Ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri          kullanarak onu saydam, yapışkan bir madde haline getirir ve dişler          üzerine yapışmasını sağlar. Bu birikintilere plak denir. Bu plaklar          bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırırlar. Besinlerin          tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit,          dişlere zarar verebilir, ancak bakterilerin kendileri de asit          oluşturabilmektedir. Asit diş minesinin erimesine neden olur. Böylece          oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak          dokuya ulaşabilirler.</p>
<p>Asitler dişin koruyucu          tabakası olan diş minesi üzerinde küçük delikçikler oluşturur. Bu          delikler giderek genişler ve küçük oyuklar haline gelir. Diş minesinin          erimesinden sonra çürük hızla ilerler, alttaki tabakada geniş ve derin          bir oyuk meydana getirir. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler          ağrımaya başlar. Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene          kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. Buna diş apsesi          denir. Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek          olursa çürük diş için daha zor, karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir.          Diş plağı, diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden biridir.          Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek          artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini, diş eti hastalıklarının          oluşumunu ve ilerlemesini önler.</p>
<p>Dişlerin ağrımaması          sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Diş ağrısının olması için diş çürüğünün          çok ilerlemiş olması gerekir. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde          belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş          hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir. Diş hekimleri          gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da          belirleyebilirler.</p>
<p>Diş çürüklerinin erken          dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından          geciktirebilir. Bu hem sağlık açısından, hem de sosyal ve ekonomik          açıdan önemli katkılar sağlar. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı          azaltır. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz. Kalıcı          dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. Doğal dişlerin          uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür.</p>
<p>Diş sağlığı açısından          sularla aldığımız flor da çok önemlidir. Sularında flor eksikliği olan          yerleşim yerlerinde diş çürüklerinin oranı çok artar. Bu nedenle florla          ilgili olarak sağlık kuruluşlarının önerilerine uyulmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/dis-curumesi-nedir-nasil-engellenir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kanserin Nedenleri Nelerdir?</title>
		<link>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/kanserin-nedenleri-nelerdir.html</link>
		<comments>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/kanserin-nedenleri-nelerdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 18:21:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[biyolojik etkenler]]></category>
		<category><![CDATA[fiziksel etkenler]]></category>
		<category><![CDATA[kalıtsal etkenler]]></category>
		<category><![CDATA[kan kanseri]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserin sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[kanserli hücre]]></category>
		<category><![CDATA[kimyasal etkenler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yuzoniki.net/?p=261</guid>
		<description><![CDATA[Kanser yapıcı bir kimyasal, biyolojik ya da fiziksel etken, &#8220;kanser yapıcı&#8221; madde (ya da karsinojen madde) diye adlandırılır. Kanser yapıcı maddeler daha önce üstünde işlem yapılmamış bir organizma topluluğuna verildiğinde, verilmeden bırakılmış organizmalardakine oranla, kanser oluşumunda istatistiksel açıdan anlamlı bir artışa neden olan maddelerdir.
Kimyasal etkenler: Kansere yol açan kimyasal maddelerin, molekül yapıları çeşitlidir; başlıcaları arasında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a title="kanser" href="http://www.yuzoniki.net/tag/kanser">Kanser</a> yapıcı bir kimyasal, biyolojik ya da fiziksel etken, &#8220;kanser yapıcı&#8221; madde (ya da karsinojen madde) diye adlandırılır. Kanser yapıcı maddeler daha önce üstünde işlem yapılmamış bir organizma topluluğuna verildiğinde, verilmeden bırakılmış organizmalardakine oranla, kanser oluşumunda istatistiksel açıdan anlamlı bir artışa neden olan maddelerdir.</p>
<p><strong>Kimyasal etkenler:</strong> Kansere yol açan kimyasal maddelerin, molekül yapıları çeşitlidir; başlıcaları arasında karmaşık karbonhidratlar, aromatik aminler ve bazı metaller, ilaçlar, hormonlar ve yosunlar ile bitkilerde doğal olarak oluşan kimyasal maddeler sayılabilir. Nitrozaminlerin (basit organik azot oksitleri) çoğu kanser yapıcıdırlar ve insan bedeni içinde üretiliyor olabilirler. Hidrokarbonlar ve nitrozaminler, sigara dumanının içinde bulunan maddelerdir ve sigara içenlerde akciğer kanserinin ortaya çıkmasını kolaylaştıran kanser yapıcı etkenleri bu maddelerin oluşturdukları düşünülmektedir. Bazı aromatik aminler,özellikle de 2-naftil- amin, başlangıçta kumaş, vb. maddeleri boyamak için boya sanayisinde kullanılırken, işçilerde idrar kesesi kanserine yol açtığının anlaşılmasından bu yana, kullanılmamaktadır. Bir başka sanayi kimyasal gazı olan vinil kloridinin, bu gazın etkisinde kalan işçilerde gelişen karaciğer kan damarları sarkomuyla ilintisi belirlenmiştir.</p>
<p><a title="kanser tedavisi" href="http://www.yuzoniki.net/tag/kanser-tedavisi">Kanser tedavisi</a>nde kullanılan bazı alkilleyici etkenleri kapsayan birkaç ilaç da <a href="http://www.yuzoniki.net/tag/kanser">kanser</a> yapıcıdır; bununla birlikte, söz konusu ilaçlardan, kanser hücrelerinin DNA zincirlerini koparmak, böylece hücreleri öldürmek için yararlanılmaktadır (normal hücrelerde kansere neden olan etken de bu aynı nitelikleri taşır). Yaşdönümü (menopoz) sonrasında kadınlara verilen yüksek östrojen (bir dişilik hormon grubu) düzeyleri, kadınlarda dölyatağı kanseri olasılığını artırmakta, bu sorunu önlemek için, yaş dönümüne girmiş kadınlara östrojen, projesteronla birlikte verilmektedir. Aspergillus adlı mantar türü tarafından üretilen karmaşık bir molekül olan aflatoksin B, çeşitli kanserlere, özellikle de karaciğer kanserine yol açar. Arsenik içeren bazı tuzların da, deri ve karaciğer kanseriyle ilişkili oldukları düşünülmektedir.</p>
<p>Dış görünüşleriyle birbiriyle ilgisi olmayan bunca çeşitli kimyasal yapının, ortak bir mekanizmayla kanser yapabilecekleri James ve Elizabeth Miller&#8217;ın 1960 yıllarındaki çalışmalarıyla ortaya konmuştur. Söz konusu araştırmacılar, kimyasal kanser yapıcı maddelerin kanser yapıcı etkilerini gösterebilmek için, önce, hücre makromolekülleriyle , özellikle de DNA&#8217;yla doğrudan tepkimeye girme yeteneği bulunan etkin (ya da &#8220;sonul&#8221;) bir biçime metabolize olmaları gerektiğini ortaya koymuşlardır. Başka araştırmalar da, normal hücreden bir kanser hücresinin oluşmasının, o hücrenin DNA&#8217;sındaki kimyasal ya da yapısal bir değişmenin sonucu olduğu yolundaki varsayımı güçlendirmiştir.<strong></strong></p>
<p><strong> Biyolojik etmenler:</strong> Birçok hayvan ve insan kanseri ile çeşitli asalaklar arasında ilişki kurulmuş olmakla birlikte, tam mekanizmaları öğrenilememiş ya da kanıtlanamamıştır. Sözgelimi, oldukça sık rastlanan şistozoma hastalığına neden olan kan yaprak solucanlarının, daha sonra, özellikle Mısır&#8217;da çok rastlanan idrar kesesi kanserine yol açtığı sanılmaktadır. Ama, en açık biçimde belirlenmiş kanser yapıcı etkenler, aşağı yapılı hayvanlarda yaygın bir biçimde urlar oluşmasına yol açan kanser yapıcı virüslerdir. Bu virüslerden yalnızca birkaçının bazı insan kanserleriyle ilgili olduğu anlaşılmış ve en az birinin bir kan kanseri biçimine neden olduğu kesin olarak kanıtlanmıştır.</p>
<p>Bazı papilloma virüsleri ile &#8220;Epstein-Barr virüsü&#8221; adı verilen ve enfeksiyöz mononükleoz hastalığına yol açan bir uçuk (herpes) virüsü, insan kanserleriyle ilgisi belirlenmiş virüsler arasındadır. Afrika&#8217;da yaygın olarak rastlanan Burkit lenfoması adlı kötücül ur ile Çin&#8217;de yaygın olarak görülen bir boğaz-burun kanserine de, söz konusu uçuk virüsünün yol açtığı düşünülmektedir. Bir virüs enfeksiyonuyla ilgili bir başka insan kanseri de, bazen B tipi karaciğer iltihabını (hepatit-B) izleyen bir tür karaciğer kanseridir. Bir insan kanseri ile bir virüs arasında kurulan bir başka bağıntı da, T-hücresi lösemisi ile HTLV-1 adı verilen bir retrovirus arasındakidir; bu kanser Japonya, Antil adaları ve ABD&#8217;nin güneydoğusunda, yaygındır.</p>
<p><a href="http://www.yuzoniki.net/tag/kanser">Kanser</a> yapıcı virüsler, genom yapılarına göre DNA ve RNA virüslerine ayrılabilir. DNA virüsleri temelde, kendi genetik bilgilerini doğrudan doğruya konaklarının hücrelerine sokarlar, buna karşılık Epstein-Barr virüsünün konak hücresinin çekirdeğinde, konak DNA&#8217;sından ayrı olarak, &#8220;plazmit&#8221; adı verilen bir çekirdek maddesi biçiminde birçok kopya halinde bulunabilir. Öte yandan, HTLV-1 gibi RNA virüslerinde, genetik bilgilerin, önce, virüs tarafından sağlanan &#8220;karşı aktarıcı&#8221; (reverse transkriptaz) adlı bir enzimle DNA&#8217;ya şifrelenmesi gerekir.</p>
<p><a href="Kanser">Kanser</a> yapıcı virüslerin bütün biçimleri, virüsün etkilediği hücrenin kanserli bir hücreye dönüşmesi için gerekli bir ya da daha çok geni içerirler. &#8220;Onkogen&#8221; (kanser yapıcı gen) adı verilen bu tür genler en iyi, <a href="http://www.yuzoniki.net/tag/kanser">kanser</a> yapıcı RNA virüslerinin genomlarında ayırt edilir. Günümüzde birçok onkogenin, bulaştıkları hücrelerin normal hücre genomlarında kendileriyle çok yakın akraba karşılıkları bulunduğu belli olmuştur. Bununla biriikte, virüs onkogen biçiminin farklı bir yapısı vardır ve herhangi bir mekanizma tarafından etkin duruma getirilerek anormal bir biçimde davrandığı ve hücrenin <a title="kanserli hücre" href="http://www.yuzoniki.net/tag/kanserli-hucre">kanserli hücre</a>ye dönüşümüne yol açtığı sanılmaktadır. Bazı kanser yapıcı virüsler, normal hücrelerde bulunan, &#8220;C-onkogenler&#8221; diye adlandırılan karşılıklarını, birkaç mekanizmadan biriyle etkinleştirip, bunun sonucunda kanserii hücreye dönüşmenin ortaya çıkmasına yol açabilirler. Kimyasal maddelerin ya da ışınımın (ya da her ikisinin) etkisinin, C-onkogenlerin etkinleşmesine yol açan benzer mekanizmalar oluşmasına neden oldukları sanılmaktadır.</p>
<p><strong>Fiziksel etkenler:</strong> Morötesi ışınım ve yüksek enerjili öbür ışınımlar, insan ve hayvan kanserlerine yol açabilirler. Güneşin morötesi ışınımlarının etkisi altında kalmak ile deri kanserinin ortaya çıkması arasında, karşılıklı bir bağıntı vardır. Işınımların neden olduğu kanserler arasında, kan kanserinin yanı sıra, tiroyit, meme, mide, döl yatağı ve kemik kanserleri de sayılabilir. Bu nedenle, röntgen ışınları gibi alışılmış teşhis araçları, incelenen kişinin aşın ışınım altında kalmamasına özen gösterilerek kullanılır; hekimlerin, ayrıca, morötesi ışınımlar yayan lambaları (solaryumlarda, vb.) kullanan kişileri de, aşırı ışınım altında kalmamaları konusunda uyarmaları gerekir.</p>
<p>Deri altına plastik ya da daha başka filmler ya da diskler yerleştirilerek deney hayvanlarında kanıtlandığı gibi, fiziksel olarak uyarılmış sarkomlar üretilebilir. Bu disklerin yaşamının yaklaşık yarısı süresince hayvanda kalmasının ardından, genellikle çevresinde sarkomlar gelişir. Oysa disk deri altına takılmadan önce yapısı belirgin bir biçimde değiştirilirse, hiçbir ur gelişmez. Dolayısıyla, kansere neden .olan, diskin kimyasal bileşimi değil, fiziksel yapısıdır.</p>
<p>Akciğerlerin mezotel örtüsünü tahriş eden, insanlarda ve hayvanlarda mezotelyomlar oluşmasına yol açan inorganik bir billur olan asbestte de benzer bir durum söz konusudur. Bu inorganik bileşiğin kanser yapıcı özellik taşıması için, belirli bir billur yapısının bulunması gerekir ve bu billur yapısının yıkılması ur oluşmamasını sağlar.</p>
<p><strong>Kalıtım ve kanser:</strong> Kanserin neden başka kimselerde değil de, bazı kimselerde geliştiği açıklığa kavuşturulamamış olmakla birlikte, bazı kanserlerde kalıtımın rol oynadığı düşünülmektedir. Bu nedenle, hastanın soy geçmişi (aile üyelerinin geçirdikleri hastalıklar, ölüm nedenleri ve yaşları), kanserin önceden tahmin edilmesinde ve teşhisinde önemli olabilir. Bazı kalıtımsal kanserler arasında, hep gelişerek kalınbağırsak kanserine dönüşen, küçük iyicil kalınbağırsak urlarından oluşan ailesel kalınbağırsak polipozu, çocuklarda ortaya çıkan bir göz ağtabakası uru olan retinoblastoz ve 40 yaşından önce ortaya çıkan bir meme kanseri çeşidi sayılabilir. Hücresel düzeyde baskın bir kalıtım özelliği sergilemelerine karşın, bu kanserler, çekinik özelliktedir; bir hücrenin kötücül duruma gelmesi için, etkilenmiş genin her iki kopyasının değişikliğe uğraması gerekir. Bu da, etkilenmiş genin, kanserli hücre fenotipini baskılayacak biçimde iş görüyor olması demektir; çünkü kritik genin en az bir normal kopyasını taşıyan hücreler, kanserli hücre özellikleri göstermezler. Bunun tersine, C-onkogenlerin etkinleşmesi, hücresel düzeyde, kanserli hücre fenotipine yol açacak baskın biçimde etki yapar.</p>
<p>Çekinik bozukluklardan biri, organizmanın DNA&#8217;da oluşan hasan onarma yeteneğindeki anormalliklerin yol açtığı biçim bozucu bir deri hastalığı olan ve hep, deri kanseri de dahil farklı birkaç kanser çeşidiyle birlikte görülen, kseroderma pigmentozumdur. Kalıtımsal ataksi (ya da Louis-Bar sendromu), sinir sistemi bozukluklarıyla ve küçük kan damarlarının anormal genişlemesiyle belirti veren bir başka çekinik hastalıktır; Hodgkin hastalığı, kan kanseri ve bazı beyin kanserleri, bu hastalıkla birlikte görülen kanser çeşitleridir. Kronik milojen kan kanseri gibi başka kanser biçimleri, kanserli hücrelerin kromozomlarındaki özgün yapısal anormalliklerle birliktedirler. Özel bazı <a title="kan kanseri" href="http://www.yuzoniki.net/tag/kan-kanseri">kan kanserlerinde</a> ve başka bazı kötücül urlarda niteleyici olarak görülen bazı kromozom yapısı anormallikleri, bu tür yapısal anormallikler gösteren kanserli hücrelerde bulunan C-onkogenlerin etkinleşmesine bağlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/kanserin-nedenleri-nelerdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sinüzit Nedir, Nasıl Ortaya Çıkar?</title>
		<link>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/sinuzit-nedir-nasil-ortaya-cikar.html</link>
		<comments>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/sinuzit-nedir-nasil-ortaya-cikar.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 19:52:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[burun akması]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyon]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüzit]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüzit belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüzit nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Sinüzit tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolu]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolu hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yuzoniki.net/?p=259</guid>
		<description><![CDATA[Sinüzit (sülüs iltihabı) nedir?
Sinüzit, bazı yüz kemikleri boşluklarını, üst çene, etmoidal, sfenoldal ve frontal sinüslerin duvarlarını kaplayan mukozanın iltihaplanmasıdır. Daha önce de belirtildiği gibi bütün sinüsler, çok küçük kanallar aracılığıyla burun boşluklarına bağlıdır. Bu nedenle burun boşluklarında bir enfeksiyon geliştiği zaman cerahatler toplanır. Bu birikme sonucunda mukoza tahriş olur ve çeşitli rahatsızlıklar belirir.
Bu hastalığın ortaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sinüzit (sülüs iltihabı) nedir?</strong></p>
<p>Sinüzit, bazı yüz kemikleri boşluklarını, üst çene, etmoidal, sfenoldal ve frontal sinüslerin duvarlarını kaplayan mukozanın iltihaplanmasıdır. Daha önce de belirtildiği gibi bütün sinüsler, çok küçük kanallar aracılığıyla burun boşluklarına bağlıdır. Bu nedenle burun boşluklarında bir enfeksiyon geliştiği zaman cerahatler toplanır. Bu birikme sonucunda mukoza tahriş olur ve çeşitli rahatsızlıklar belirir.<strong></p>
<p>Bu hastalığın ortaya çıkması nasıl önlenebilir?</strong></p>
<p>Sinüzite karşı mücadelede gerek cerrahi, gerek farmakolojik alanda birçok aşamalar kaydedilmiştir.<br />
Kronik şekil, genellikle kötü tedavi edilmiş akut sinüzitten kaynaklanır. Fakat her ikisinin de bildiğimiz nezleden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Böylece bir hastalık, dolaylı yoldan da olsa daha değişik ve daha rahatsızlık verici bir başka hastalığa neden olmaktadır.<br />
Gerçek bir önleme için hastalığa ânında müdahale etmek gerekir. Bu hastalıklar, büyük bir ihtimalle burun faaliyetini tam yapmayan kimselerde görülür. Bu durumda burun delikleri arasındaki bölmede deviyasyon veya burun deliklerinin içinde bulunan küçük kemiklerin fazla büyümesi gibi konjenital malformasyonlardan (yapı bozuklukları) söz edilir: Bütün bunlar burun boşluklarının normal boşalmasını ve normal bir solunumu engelleyen şartlardır. Bu tür anomaliler durumunda çok defa bir nezle, ya da akut bir sinüzit, kronik şekle dönüşerek etkinliğini sürdürür. Bu durumda hastalığı önlemek amacıyla burun boşluklarındaki sümüğün temizlenmesinde yarar vardır. Ancak septum malformasyonların da ameliyat her zaman yararlıdır.</p>
<p><strong>Burnun düzenli çalışıp çalışmadığını saptayacak uygun yöntemler var mıdır?</strong></p>
<p>Evet. Çok basit yöntemler vardır. Birinci sistem, uyurken nasıl soluk alıp ve rildiğinin gözlenmesidir: Şayet ağızla solunum yapılıyorsa, büyük bir olasılıkla hava, burun boşluklarından iyi geçmiyordur. İkinci yöntem bir oyuna benzer: Bir ayna alınır ve yansıtıcı yüzü yukarıya gelecek şekilde burun deliklerinden 2-3 santim uzaklıkta tutulur. Kuvvetle burundan nefes verilir ve cam üzerinde nefesin yoğunlaşmasından oluşan hâleler gözlenir: Eğer bunların biri diğerinden daha küçükse, o tarafı tıkayan bir şey olduğu anlamına gelir. Bu basit metodlarla burun düzeyinde bir bozukluk olup olmadığı anlaşılır.</p>
<p><strong>Bir sinüziti belirleyen semptomlar nelerdir?</strong></p>
<p>Sinüzit semptomları çeşitlidir. Ancak bazıları üst çene, frontal, sfenoidal veya etmoidal olmak üzere ilgili sinüse göre değişir. Genellikle enfeksiyonun yerleştiği kısmın karşısında duyarlı bir bölge veya bir ağrı vardır. Böylece, meselâ bir üst çene sinüzitinin yol açtığı ağrı, yüz, yanak ve dişleri ilgilendirir. Bir alın sinüzitinin neden olduğu ağrı ise son derece şiddetli bir baş ağrısıdır.<br />
Diğer semptomlar, ortaktır: Isı düştüğü ve nemlilik derecesinin arttığı mevsimde ortaya çıkan diğer rahatsızlıklarla birlikte asteni ve ateşli durumlar&#8230; Bu arada burundan solunum yollarına inen eksüdanın içindeki mikropların devamlı saldırısına bağlı olarak sık sık bronşitler ortaya çıkabilir.<br />
Eksüdanın var olması hâli de bir başka özel belirtidir: Sinüzit hastalarının büyük bir çoğunluğunda görülen bir rahatsızlık hiposmidir (koklama duyusunun azalması). Hiposminin yanında fena kokuları alma duyusu da sık sık görülür.<strong></p>
<p>İnatçı, şiddetli baş ağrısı daima bir sinüzite mi bağlıdır?</strong></p>
<p>Halk inancına göre inatçı bir baş ağrısı, hemen hemen her zaman bir sinüzite işaret eder.<br />
Sinüzitin neden olduğu baş ağrısının karakteristik bir gidişi vardır. İngilizler bunu, &#8220;çay veya kahve saati&#8221; baş ağrısı şeklinde adlandırırlar. Buna göre hasta sabah normal bir şekilde uyanır. Bir saat sonra (kahvaltı saatinde) başında şiddetli bir ağrı duymaya başlar. Bu baş ağrısı öğleye kadar devam edecektir.<br />
Bu olayın kesin bir açıklanması vardır: Uyku sırasında hasta yatar durumdayken, eksüda, sinüsün arka kısmına birikir ve uyandığı zaman gece boyunca boş kalan bölgeye doğru boşalır ve sinir uçlarını tahrip eder. Bu tür ağrı genellikle hastalık frontal sinüslerle veya bazen sfenoidal sinüslerle ilgili olduğu zaman görülür.</p>
<p><strong>Sinüzitler nasıl tedavi edilebilir?</strong></p>
<p>Başta tedavi, sinüs boşluklarının boşaltılmasının sağlanması için burun mukozası konjestiyonunun durdurulması yönündedir. Bundan sonra mümkünse in-halasyon (buğu, gaz veya ufak damlacıklar hâline getirilmiş mayilerin solukla alınması) aracılığıyla genel yoldan veya en iyisi lokal yoldan antibiyotikler alınmalıdır. Böylece doğrudan doğruya enfeksiyon odağına ulaşılacaktır.</p>
<p><strong>Ameliyat hangi halde gereklidir?</strong></p>
<p>Ameliyat pek ender olarak başvurulan bir çözümdür. Normal olarak ameliyat çok karmaşık bir olay değildir. Yirmi dakika kadar süren bu ameliyattan sonra ortalama beş gün hastanede yatmak yeterlidir. Operasyon, sinüslerin mukozasının çıkarılmasıyla bir temizleme işleminden ibarettir. Delikler genişletilir, patolojik sıvılar bir lastik boru konarak akıtılır.</p>
<p><strong>Sinüzitin yol açtığı komplikasyonlar nelerdir?</strong></p>
<p>Paranazal boşlukların akut ve kronik cerahatli iltihaplanmaları, boşluklarda bulunan dokular, yüz kemikleri ve kafatası oluşumları düzeyindeki komplikasyonların nedenidir.<br />
En önemli komplikasyonlar şunlardır: Osteomiyelit (cerahatli çene iliği iltihabı), kafatası kemiksi dokusunun iltihaplanması, menenjit, beyin frontal lobunun absesi, göz nevriti (sinir iltihabı).</p>
<p><strong>Sinüzitin bir komplikasyonu gösteren semptomlar neler olabilir?</strong></p>
<p>Genellikle osteomiyelit odakları şiddetli, gittikçe ağırlaşan bir ağrıya yol açar. Analjezik ilaçlara karşı duyarsızdırlar. Hasta bölgeyi örten yumuşak kısımlarda şişmeler ve su toplanmaları görülür.<br />
Buna karşılık gözle ilgili komplikasyonlarda görülen semptomatolojiden başka hareketsiz görülen göz soğanının dışarı fırlamasıyla belirlenir. Bu arada göz hareketi denemeleri ağrıyı şiddetlendirir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/sinuzit-nedir-nasil-ortaya-cikar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üst solunum yolları enfeksiyonları: Nezle</title>
		<link>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/ust-solunum-yollari-enfeksiyonlari-nezle.html</link>
		<comments>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/ust-solunum-yollari-enfeksiyonlari-nezle.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 19:47:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[antibiyotik]]></category>
		<category><![CDATA[antiboyotik tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[burun damlaları]]></category>
		<category><![CDATA[burun damlası]]></category>
		<category><![CDATA[nezle]]></category>
		<category><![CDATA[nezle belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[nezle muaynesi]]></category>
		<category><![CDATA[nezle nasıl önlenir]]></category>
		<category><![CDATA[nezle nedir]]></category>
		<category><![CDATA[nezle tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[nezleden korunmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yuzoniki.net/?p=257</guid>
		<description><![CDATA[Nedir, nasıl önlenir ve nasıl tedavi edilir. Burun damlaları. Antibiyotik tedaviye evet, antibiyotik tedaviye hayır. Paranazal boşluklar nedir ve nerede bulunur. Sık sık tekrarlayan nezlenin korku verici komplikasyonu: Sinüzit. Sinüzitte baş ağrısı. Sinüzite bağlı komplikasyonlar.
Grip ve nezle aynı şey midir?
Ortak birçok nitelikleri olmakla birlikte düşünüldüğünün aksine birbirinden farklı iki hastalıktır. Ortak nitelikleri arasında mikrobik neden, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nedir, nasıl önlenir ve nasıl tedavi edilir. Burun damlaları. Antibiyotik tedaviye evet, antibiyotik tedaviye hayır. Paranazal boşluklar nedir ve nerede bulunur. Sık sık tekrarlayan nezlenin korku verici komplikasyonu: Sinüzit. Sinüzitte baş ağrısı. Sinüzite bağlı komplikasyonlar.</strong></p>
<p><strong>Grip ve nezle aynı şey midir?</strong></p>
<p>Ortak birçok nitelikleri olmakla birlikte düşünüldüğünün aksine birbirinden farklı iki hastalıktır. Ortak nitelikleri arasında mikrobik neden, yayılma şekli, yayılmasını etkileyen faktörler ve burun boşluğuna yerleşmiş rahatsızlıklar sayılabilir.</p>
<p><strong>Nezle nedir? Semptomları nelerdir?</strong></p>
<p>Nezle burun akmasının artması, aksırma, burun tıkanıklığı ve bazen gözlerin yaşarması ve hafif konjonktiva iltihabıyla karakterize edilen bir hastalıktır. Önce sulu veya sümüklü akan burun daha sonra cerahatli akmaya başlar.<br />
Mukozaların şişmesi nedeniyle burun içi boşlukların tıkanması bazen yüz ve kulaklarda ağrılara yol açar.<br />
Yumuşak damağın arka kısmında bir kuruluk ve rahatsızlık duygusu, genellikle bir nezlenin başlangıcını haber veren ilk belirtidir. Bundan sonra şiddetli baş ağrısı, fenalık, kaslarda ağrılar, asteni ve soğuğa duyarlılık; ender olarak yüksek ateş görülür.<strong></p>
<p>Nezle nasıl önlenir?</strong></p>
<p>Hiç şüphesiz hasta kimselerden uzak durmak, mikrobun alınmasında önemli bir önlem oluşturur. Ancak birçok pratik nedenlerden dolayı bu önlem pek ender olarak uygulanabilir.<br />
Çeşitli durumlarda hastane personelinin kullandığı, küçük çocuklarını korumak için annelerin taktığı maskeler bir yere kadar yararlı olabilmektedir.<br />
Mikropları öldürücü antiseptik aerosoller ve ultraviyole ışınların kullanılması, nezleyi azaltıcı herhangi bir etki yapamamaktadır.<br />
Mikropları öldürücü aşılar da henüz yararlı olmaktan uzaktır. Bununla birlikte üst solunum yolları bölgesine zarar veren tüm mikrop çeşitleri karşısında etkili bazı aşılar vardır.</p>
<p><strong>Nezle nasıl tedavi edilir?</strong></p>
<p>Nezlenin özel bir tedavisi yoktur. Bu durumda tamamen semptomatik bir tedavi uygulanır. Ateş düşürücü ve iltihap söktürücü ilaçlar kullanılır. Bu arada burun mukozalarının şişmesini azaltan, kanamayı önleyici maddelerin burna damlatılmasıyla lokal bir tedaviye gidilir.<br />
Genellikle çocukların sıcak, fakat nemli bir atmosferde, ateş olduğu takdirde akut devre geçene kadar yatakta tutulması gerekir. Bu arada bir yetişkin kendi genel şartlarına göre çalışıp çalışmaması hakkında karar vermelidir. Bununla birlikte  yatmakta yarar vardır.</p>
<p><strong>Burun damlaları hangi durumlarda kullanılmaz?</strong><br />
Burun tıkanması veya tıkanma işleminin paranazal boşluklara yayılması hâlinde burun damarlarını büzücü spreyler veya damlalar ile mentollü maddelerin koklanması, ânında semptomatik bir ferahlık verebilir. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, burun mukozalarının kıllarının faaliyeti nezle nedeniyle kötüleştiği için, yaptıkları etkilere rağmen lokal damar büzücüler iyileşmeyi geciktirir. Bu arada küçük çocuklarda adrenalin türevli, kanamayı önleyici ilaçların kullanılmaması gerektiğini hatırlatmak isteriz. Bu ilaçlar, birkaç damla dahi alındıktan sonra uyku hâli, kollaps (dimağın kansız kalması) ve bazen bir koma durumuyla merkezi sinir sistemi düzeyinde zehirli etkiler yapar.</p>
<p><strong> Bakteriyel enfeksiyon komplikasyonlarının önlenmesinde bir antibiyotik tedavisi yararlı mıdır?</strong></p>
<p>Evet. Ancak direnç olayları tehlikesini yaratmak ihtimali nedeniyle antibiyotik tedavisinin yalnız, tam tezahür etmiş kulak iltihabı, bronşit veya bronko-pnömonide uygulanması tercih edilir.</p>
<p><strong>Mikrobik nedenler dışında bir nezleye yol açan başka mekanizmalar var mıdır?</strong></p>
<p>Hiç şüphesiz en sık rastlanan mekanizmalardan biri, allerjik yapıdır. Bir dış etken (çiçek tozları, tozlar, deri ile ilgili nedenler vb.) yüzünden burun mukozası reflekslerinin bir şiddetlenmesi sonucunda aksırma, burun tıkanması ve burun akması görülür.<br />
<strong>Allerjik temelli nezlenin tedavisinde en etkili önlem nedir?</strong></p>
<p>Allerjik nezlenin tedavisinde şüphesiz en etkili önlem aşıdır. Aşının hazırlanması için önce, allerjik nezlenin ortaya çıkmasından sorumlu etken (allerjen) izole edilir. Allerjen genellikle tozlar, saçlar, hayvan kılları vb.&#8217;den oluşur. Sulu eriyikte hazırlanan aşı, yılın belirli dönemlerinde deri altı yoluyla veya aerosol aracılığıyla vücuda enjekte edilir.</p>
<p><strong>Paranazal boşluklar nedir ve nerededir?</strong></p>
<p>Paranazal sinüsler, yüzün bazı kemiklerinin iç kısmına açılan boşluklardır. Delikler ve kanallar yoluyla, burun boşluğuyla doğrudan doğruya ilişki halindedirler. Bu nedenle burundaki iltihaplanma işlemleri, sinüs mukozası düzeyinde de (sinüzal) kolayca hissedilir.</p>
<p><strong>Paranazal sinüslerin görevi nedir?</strong></p>
<p>Paranazal sinüsler normal olarak havayla dolu boşluklardır. Genel olarak görevleri yüz bölgelerinin termik izolasyonu, sesin yankılanması, baş ağrılarının hafifletilmesidir.</p>
<p><strong>Paranazal sinüslere zarar veren hastalıklar nelerdir?</strong></p>
<p>Paranazal sinüsler son derece küçük kanallar aracılığıyla burun boşluklarına bağlıdır. Bu nedenle sinüzal mukoza düzeyinde kanamalar ve tıkanmalara yol açan basit nezleleri kolayca kapabilirler. Ancak nezle boyunca ikinci planda kalan bu önemsiz tıkanmaların yanında, esas burun hastalığını ikinci dereceye indiren bir klinik tabloyla karakterize edilen cerahatli sinüzitler son derece önemlidir.</p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 57px; width: 1px; height: 1px;">Bakteriyel enfeksiyon komplikasyonlarının önlenmesinde bir antibiyotik tedavisi yararlı mıdır?<br />
Evet. Ancak direnç olayları tehlikesini yaratmak ihtimali nedeniyle antibiyotik tedavisinin yalnız, tam tezahür etmiş kulak iltihabı, bronşit veya bronko-pnömonide uygulanması tercih edilir.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/ust-solunum-yollari-enfeksiyonlari-nezle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Grip nasıl önlenir?</title>
		<link>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/grip-nasil-onlenir.html</link>
		<comments>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/grip-nasil-onlenir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 18:04:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[grip nasıl önlenir]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolları]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolları enfeksiyonları]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolları iltahapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yuzoniki.net/?p=253</guid>
		<description><![CDATA[Gripten korunma, ölü virüslerden oluşan aşıyla mümkündür. Bu aşı birkaç ay süreyle etkili bağışıklık verir. Ancak mikrobun, kendi yapısını değiştirme özelliği, gerçekten etkili bir aşının hazırlanmasını zorlaştırmaktadır. Bu gibi aşılar sadece, vakaların % 50&#8217;sinde amacına ulaşmaktadır. Gribe karşı aşı yaptırmak çocuklar ve yaşlılar için önemlidir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gripten korunma, ölü virüslerden oluşan aşıyla mümkündür. Bu aşı birkaç ay süreyle etkili bağışıklık verir. Ancak mikrobun, kendi yapısını değiştirme özelliği, gerçekten etkili bir aşının hazırlanmasını zorlaştırmaktadır. Bu gibi aşılar sadece, vakaların % 50&#8217;sinde amacına ulaşmaktadır. Gribe karşı aşı yaptırmak çocuklar ve yaşlılar için önemlidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/grip-nasil-onlenir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Grip hastalığının tedavisi neye dayanır?</title>
		<link>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/grip-hastaliginin-tedavisi-neye-dayanir.html</link>
		<comments>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/grip-hastaliginin-tedavisi-neye-dayanir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 18:02:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[gribin tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[grip tedavis]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolları]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolları enfeksiyonları]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolları iltahapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yuzoniki.net/?p=251</guid>
		<description><![CDATA[Tedavi, vücuttaki rahatsızlıkları düzelten ilaçların kullanılması esasına dayanır. Ancak bu ilaçlar virüsü öldürmezler. Virüsle mücadele edecek bir tedavi yoktur. Bu durumda doktor, genel olarak ateşi düşürücü, solunumu kolaylaştırıcı, organizmaya enerji veren ilaçlar, bakteriyel komplikasyonlar için antibiyotikler verir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tedavi, vücuttaki rahatsızlıkları düzelten ilaçların kullanılması esasına dayanır. Ancak bu ilaçlar virüsü öldürmezler. Virüsle mücadele edecek bir tedavi yoktur. Bu durumda doktor, genel olarak ateşi düşürücü, solunumu kolaylaştırıcı, organizmaya enerji veren ilaçlar, bakteriyel komplikasyonlar için antibiyotikler verir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/grip-hastaliginin-tedavisi-neye-dayanir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gribin belirtileri nelerdir?</title>
		<link>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/gribin-belirtileri-nelerdir.html</link>
		<comments>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/gribin-belirtileri-nelerdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 18:01:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[gribin belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolları]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolları enfeksiyonları]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolları iltahapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yuzoniki.net/?p=249</guid>
		<description><![CDATA[Süresi, 1 ile 3 gün arasında değişen kuluçka devrinde genellikle özel semptomlar görülmez.
2 ile 4 gün arasında süren ikinci devre yüksek derecelere ulaşabilen ateşle başlar. Ateş yükseldiği sırada titremeler ve ateş düşerken bol terleme görülür.
Ateş, titreme, terleme, hastanın enerji kaynaklarının tükenmesi ve dermansızlığının başlıca sorumlularıdır.
Ateşle aynı zamanda taşikardi (kalp ritminin artması) görülür. Termometre olmadığı zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Süresi, 1 ile 3 gün arasında değişen kuluçka devrinde genellikle özel semptomlar görülmez.<br />
2 ile 4 gün arasında süren ikinci devre yüksek derecelere ulaşabilen ateşle başlar. Ateş yükseldiği sırada titremeler ve ateş düşerken bol terleme görülür.<br />
Ateş, titreme, terleme, hastanın enerji kaynaklarının tükenmesi ve dermansızlığının başlıca sorumlularıdır.<br />
Ateşle aynı zamanda taşikardi (kalp ritminin artması) görülür. Termometre olmadığı zaman vücut ısısının ölçülmesinde bu semptom önemlidir. Bunun için nabız atışları hesaplanır. Dakikada normal değerlerin üzerinde 8 vuruşluk artma, 1 derece yükselmeye işaret eder. Erkekte dakikada 60-70 vuruş; kadında ise 70-80 vuruş normal kabul edilir. Ancak ısı yükselmesiyle kalp ritminin artışında her zaman için kesin bir uyum bulunmaması nedeniyle bu yöntemin daima tam güvenilir olduğu söylenemez. Grip hastası, şiddetli baş ağrısı, burun nezlesi, aksırık ve bütün vücuda yayılan ağrılardan yakınır.<br />
Mide bulantısı, gözlerde yanma ve yaşarma, burundan kan gelmesi, sert ve kuru öksürük, öksürük sonucunda göğüs arkasında ağrı her zaman görülmez. Bundan başka hastanın derisi solgun renkte ve kurudur. Hızlı bir solunum ritmi kaydedilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/gribin-belirtileri-nelerdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gribin seyri nasıldır?</title>
		<link>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/gribin-seyri-nasildir.html</link>
		<comments>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/gribin-seyri-nasildir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 17:59:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[gribin seyri]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolları]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolları enfeksiyonları]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolları iltahapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yuzoniki.net/?p=246</guid>
		<description><![CDATA[Tipik klinik gidişil veya solunum sisteminden başka, organizmanın diğer kısımlarım da etkileyen şekillerin yanı sıra hipertoksik türler, ya da zayıf şekillerin bulunması nedeniyle gribin seyri, her vakada aynı değildir.
Bununla birlikte genellikle grip, üç devreye ayrılabilen bir klinik tablo oluşturur: Başlangıç veya kuluçka devri, ileri devre veya hastalığın gelişmesi, bitiş devresi veya nekahat devri.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tipik klinik gidişil veya solunum sisteminden başka, organizmanın diğer kısımlarım da etkileyen şekillerin yanı sıra hipertoksik türler, ya da zayıf şekillerin bulunması nedeniyle gribin seyri, her vakada aynı değildir.<br />
Bununla birlikte genellikle grip, üç devreye ayrılabilen bir klinik tablo oluşturur: Başlangıç veya kuluçka devri, ileri devre veya hastalığın gelişmesi, bitiş devresi veya nekahat devri.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/gribin-seyri-nasildir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Grip en çok hangi yaşlarda görülür?</title>
		<link>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/grip-en-cok-hangi-yaslarda-gorulur.html</link>
		<comments>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/grip-en-cok-hangi-yaslarda-gorulur.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Nov 2009 17:57:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar]]></category>
		<category><![CDATA[grip]]></category>
		<category><![CDATA[grip yaşı]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolları]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolları enfeksiyonları]]></category>
		<category><![CDATA[üst solunum yolları iltahapları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yuzoniki.net/?p=244</guid>
		<description><![CDATA[Bu hastalık her yaşta görülür. Ancak en çok ailede birkaç çocuk olduğu takdirde 2-4 yaşlarında; tek çocuklu ailelerde ise çocuk ilkokula başladığı yıllarda, yani 5-6 yaşlarında kaydedilir.
Hastalığın görülme oranı yedi yaşından sonra hızlı bir düşüş gösterir. Daha sonraki yıllarda, özellikle 40 yaş dolaylarında yine bir artış kaydedilir.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bu hastalık her yaşta görülür. Ancak en çok ailede birkaç çocuk olduğu takdirde 2-4 yaşlarında; tek çocuklu ailelerde ise çocuk ilkokula başladığı yıllarda, yani 5-6 yaşlarında kaydedilir.<br />
Hastalığın görülme oranı yedi yaşından sonra hızlı bir düşüş gösterir. Daha sonraki yıllarda, özellikle 40 yaş dolaylarında yine bir artış kaydedilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yuzoniki.net/hastaliklar/grip-en-cok-hangi-yaslarda-gorulur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

