Kanserin Nedenleri Nelerdir?
Kanser yapıcı bir kimyasal, biyolojik ya da fiziksel etken, “kanser yapıcı” madde (ya da karsinojen madde) diye adlandırılır. Kanser yapıcı maddeler daha önce üstünde iÅŸlem yapılmamış bir organizma topluluÄŸuna verildiÄŸinde, verilmeden bırakılmış organizmalardakine oranla, kanser oluÅŸumunda istatistiksel açıdan anlamlı bir artışa neden olan maddelerdir.
Kimyasal etkenler: Kansere yol açan kimyasal maddelerin, molekül yapıları çeşitlidir; başlıcaları arasında karmaşık karbonhidratlar, aromatik aminler ve bazı metaller, ilaçlar, hormonlar ve yosunlar ile bitkilerde doğal olarak oluşan kimyasal maddeler sayılabilir. Nitrozaminlerin (basit organik azot oksitleri) çoğu kanser yapıcıdırlar ve insan bedeni içinde üretiliyor olabilirler. Hidrokarbonlar ve nitrozaminler, sigara dumanının içinde bulunan maddelerdir ve sigara içenlerde akciğer kanserinin ortaya çıkmasını kolaylaştıran kanser yapıcı etkenleri bu maddelerin oluşturdukları düşünülmektedir. Bazı aromatik aminler,özellikle de 2-naftil- amin, başlangıçta kumaş, vb. maddeleri boyamak için boya sanayisinde kullanılırken, işçilerde idrar kesesi kanserine yol açtığının anlaşılmasından bu yana, kullanılmamaktadır. Bir başka sanayi kimyasal gazı olan vinil kloridinin, bu gazın etkisinde kalan işçilerde gelişen karaciğer kan damarları sarkomuyla ilintisi belirlenmiştir.
Kanser tedavisinde kullanılan bazı alkilleyici etkenleri kapsayan birkaç ilaç da kanser yapıcıdır; bununla birlikte, söz konusu ilaçlardan, kanser hücrelerinin DNA zincirlerini koparmak, böylece hücreleri öldürmek için yararlanılmaktadır (normal hücrelerde kansere neden olan etken de bu aynı nitelikleri taşır). Yaşdönümü (menopoz) sonrasında kadınlara verilen yüksek östrojen (bir dişilik hormon grubu) düzeyleri, kadınlarda dölyatağı kanseri olasılığını artırmakta, bu sorunu önlemek için, yaş dönümüne girmiş kadınlara östrojen, projesteronla birlikte verilmektedir. Aspergillus adlı mantar türü tarafından üretilen karmaşık bir molekül olan aflatoksin B, çeşitli kanserlere, özellikle de karaciğer kanserine yol açar. Arsenik içeren bazı tuzların da, deri ve karaciğer kanseriyle ilişkili oldukları düşünülmektedir.
Dış görünüşleriyle birbiriyle ilgisi olmayan bunca çeÅŸitli kimyasal yapının, ortak bir mekanizmayla kanser yapabilecekleri James ve Elizabeth Miller’ın 1960 yıllarındaki çalışmalarıyla ortaya konmuÅŸtur. Söz konusu araÅŸtırmacılar, kimyasal kanser yapıcı maddelerin kanser yapıcı etkilerini gösterebilmek için, önce, hücre makromolekülleriyle , özellikle de DNA’yla doÄŸrudan tepkimeye girme yeteneÄŸi bulunan etkin (ya da “sonul”) bir biçime metabolize olmaları gerektiÄŸini ortaya koymuÅŸlardır. BaÅŸka araÅŸtırmalar da, normal hücreden bir kanser hücresinin oluÅŸmasının, o hücrenin DNA’sındaki kimyasal ya da yapısal bir deÄŸiÅŸmenin sonucu olduÄŸu yolundaki varsayımı güçlendirmiÅŸtir.
Biyolojik etmenler: Birçok hayvan ve insan kanseri ile çeÅŸitli asalaklar arasında iliÅŸki kurulmuÅŸ olmakla birlikte, tam mekanizmaları öğrenilememiÅŸ ya da kanıtlanamamıştır. Sözgelimi, oldukça sık rastlanan ÅŸistozoma hastalığına neden olan kan yaprak solucanlarının, daha sonra, özellikle Mısır’da çok rastlanan idrar kesesi kanserine yol açtığı sanılmaktadır. Ama, en açık biçimde belirlenmiÅŸ kanser yapıcı etkenler, aÅŸağı yapılı hayvanlarda yaygın bir biçimde urlar oluÅŸmasına yol açan kanser yapıcı virüslerdir. Bu virüslerden yalnızca birkaçının bazı insan kanserleriyle ilgili olduÄŸu anlaşılmış ve en az birinin bir kan kanseri biçimine neden olduÄŸu kesin olarak kanıtlanmıştır.
Bazı papilloma virüsleri ile “Epstein-Barr virüsü” adı verilen ve enfeksiyöz mononükleoz hastalığına yol açan bir uçuk (herpes) virüsü, insan kanserleriyle ilgisi belirlenmiÅŸ virüsler arasındadır. Afrika’da yaygın olarak rastlanan Burkit lenfoması adlı kötücül ur ile Çin’de yaygın olarak görülen bir boÄŸaz-burun kanserine de, söz konusu uçuk virüsünün yol açtığı düşünülmektedir. Bir virüs enfeksiyonuyla ilgili bir baÅŸka insan kanseri de, bazen B tipi karaciÄŸer iltihabını (hepatit-B) izleyen bir tür karaciÄŸer kanseridir. Bir insan kanseri ile bir virüs arasında kurulan bir baÅŸka bağıntı da, T-hücresi lösemisi ile HTLV-1 adı verilen bir retrovirus arasındakidir; bu kanser Japonya, Antil adaları ve ABD’nin güneydoÄŸusunda, yaygındır.
Kanser yapıcı virüsler, genom yapılarına göre DNA ve RNA virüslerine ayrılabilir. DNA virüsleri temelde, kendi genetik bilgilerini doÄŸrudan doÄŸruya konaklarının hücrelerine sokarlar, buna karşılık Epstein-Barr virüsünün konak hücresinin çekirdeÄŸinde, konak DNA’sından ayrı olarak, “plazmit” adı verilen bir çekirdek maddesi biçiminde birçok kopya halinde bulunabilir. Öte yandan, HTLV-1 gibi RNA virüslerinde, genetik bilgilerin, önce, virüs tarafından saÄŸlanan “karşı aktarıcı” (reverse transkriptaz) adlı bir enzimle DNA’ya ÅŸifrelenmesi gerekir.
Kanser yapıcı virüslerin bütün biçimleri, virüsün etkilediÄŸi hücrenin kanserli bir hücreye dönüşmesi için gerekli bir ya da daha çok geni içerirler. “Onkogen” (kanser yapıcı gen) adı verilen bu tür genler en iyi, kanser yapıcı RNA virüslerinin genomlarında ayırt edilir. Günümüzde birçok onkogenin, bulaÅŸtıkları hücrelerin normal hücre genomlarında kendileriyle çok yakın akraba karşılıkları bulunduÄŸu belli olmuÅŸtur. Bununla biriikte, virüs onkogen biçiminin farklı bir yapısı vardır ve herhangi bir mekanizma tarafından etkin duruma getirilerek anormal bir biçimde davrandığı ve hücrenin kanserli hücreye dönüşümüne yol açtığı sanılmaktadır. Bazı kanser yapıcı virüsler, normal hücrelerde bulunan, “C-onkogenler” diye adlandırılan karşılıklarını, birkaç mekanizmadan biriyle etkinleÅŸtirip, bunun sonucunda kanserii hücreye dönüşmenin ortaya çıkmasına yol açabilirler. Kimyasal maddelerin ya da ışınımın (ya da her ikisinin) etkisinin, C-onkogenlerin etkinleÅŸmesine yol açan benzer mekanizmalar oluÅŸmasına neden oldukları sanılmaktadır.
Fiziksel etkenler: Morötesi ışınım ve yüksek enerjili öbür ışınımlar, insan ve hayvan kanserlerine yol açabilirler. Güneşin morötesi ışınımlarının etkisi altında kalmak ile deri kanserinin ortaya çıkması arasında, karşılıklı bir bağıntı vardır. Işınımların neden olduğu kanserler arasında, kan kanserinin yanı sıra, tiroyit, meme, mide, döl yatağı ve kemik kanserleri de sayılabilir. Bu nedenle, röntgen ışınları gibi alışılmış teşhis araçları, incelenen kişinin aşın ışınım altında kalmamasına özen gösterilerek kullanılır; hekimlerin, ayrıca, morötesi ışınımlar yayan lambaları (solaryumlarda, vb.) kullanan kişileri de, aşırı ışınım altında kalmamaları konusunda uyarmaları gerekir.
Deri altına plastik ya da daha başka filmler ya da diskler yerleştirilerek deney hayvanlarında kanıtlandığı gibi, fiziksel olarak uyarılmış sarkomlar üretilebilir. Bu disklerin yaşamının yaklaşık yarısı süresince hayvanda kalmasının ardından, genellikle çevresinde sarkomlar gelişir. Oysa disk deri altına takılmadan önce yapısı belirgin bir biçimde değiştirilirse, hiçbir ur gelişmez. Dolayısıyla, kansere neden .olan, diskin kimyasal bileşimi değil, fiziksel yapısıdır.
Akciğerlerin mezotel örtüsünü tahriş eden, insanlarda ve hayvanlarda mezotelyomlar oluşmasına yol açan inorganik bir billur olan asbestte de benzer bir durum söz konusudur. Bu inorganik bileşiğin kanser yapıcı özellik taşıması için, belirli bir billur yapısının bulunması gerekir ve bu billur yapısının yıkılması ur oluşmamasını sağlar.
Kalıtım ve kanser: Kanserin neden başka kimselerde değil de, bazı kimselerde geliştiği açıklığa kavuşturulamamış olmakla birlikte, bazı kanserlerde kalıtımın rol oynadığı düşünülmektedir. Bu nedenle, hastanın soy geçmişi (aile üyelerinin geçirdikleri hastalıklar, ölüm nedenleri ve yaşları), kanserin önceden tahmin edilmesinde ve teşhisinde önemli olabilir. Bazı kalıtımsal kanserler arasında, hep gelişerek kalınbağırsak kanserine dönüşen, küçük iyicil kalınbağırsak urlarından oluşan ailesel kalınbağırsak polipozu, çocuklarda ortaya çıkan bir göz ağtabakası uru olan retinoblastoz ve 40 yaşından önce ortaya çıkan bir meme kanseri çeşidi sayılabilir. Hücresel düzeyde baskın bir kalıtım özelliği sergilemelerine karşın, bu kanserler, çekinik özelliktedir; bir hücrenin kötücül duruma gelmesi için, etkilenmiş genin her iki kopyasının değişikliğe uğraması gerekir. Bu da, etkilenmiş genin, kanserli hücre fenotipini baskılayacak biçimde iş görüyor olması demektir; çünkü kritik genin en az bir normal kopyasını taşıyan hücreler, kanserli hücre özellikleri göstermezler. Bunun tersine, C-onkogenlerin etkinleşmesi, hücresel düzeyde, kanserli hücre fenotipine yol açacak baskın biçimde etki yapar.
Çekinik bozukluklardan biri, organizmanın DNA’da oluÅŸan hasan onarma yeteneÄŸindeki anormalliklerin yol açtığı biçim bozucu bir deri hastalığı olan ve hep, deri kanseri de dahil farklı birkaç kanser çeÅŸidiyle birlikte görülen, kseroderma pigmentozumdur. Kalıtımsal ataksi (ya da Louis-Bar sendromu), sinir sistemi bozukluklarıyla ve küçük kan damarlarının anormal geniÅŸlemesiyle belirti veren bir baÅŸka çekinik hastalıktır; Hodgkin hastalığı, kan kanseri ve bazı beyin kanserleri, bu hastalıkla birlikte görülen kanser çeÅŸitleridir. Kronik milojen kan kanseri gibi baÅŸka kanser biçimleri, kanserli hücrelerin kromozomlarındaki özgün yapısal anormalliklerle birliktedirler. Özel bazı kan kanserlerinde ve baÅŸka bazı kötücül urlarda niteleyici olarak görülen bazı kromozom yapısı anormallikleri, bu tür yapısal anormallikler gösteren kanserli hücrelerde bulunan C-onkogenlerin etkinleÅŸmesine baÄŸlanmıştır.
Kategori: Hastalıklar
Etiketler: biyolojik etkenler, fiziksel etkenler, kalıtsal etkenler, kan kanseri, kanser, kanserin nedenleri, kanserin sebepleri, kanserli hücre, kimyasal etkenler
