Pratik İlk Yardım


Ne zaman ve nasıl müdahale etmeli. Ambulansın çağırılması ve âcil yardım, ilk yardım çantası. Antiseptikler, tedavi gereçleri. Hareketsizleştirme tahtaları.

Pratik ilk yardımın tarifini yapar mısınız?

Pratik ilk yardım deyimiyle anlatıl­mak istenenleri şöyle sıralayabiliriz: Âni olarak kazaya uğrayan, fenalaşan veya şid­detli sancıya yakalanan kimsenin acısını hafifletmek; durumun ağırlaşmasını önle­mek; bir doktor gibi davranmaya kalkış­madan, doktor gelinceye kadar hastanın en iyi koşullar altında beklemesini sağla­mak.


Bazı durumlarda müdahalede bulunmak hiçbir şey yapmamaktan daha tehlikeli olmaz mı?

Kişi hazırlıklıysa ve ilk yardım konu­sunda gerekli, sağlam bilgi ve pratiğe sa­hipse tek başına duruma el koyamıyacağı-nı bilir. Zaten yapılması gereken, edinilen bilgilerin kullanılmasıdır. Olaylarm çok az bir bölümünde gerçekten yapılacak şey kalmamış olur. Bu gibi durumda yetkili kişilerin çağırılmasını sağlamak da zaten bir yardımdır.

Hastanın hayat belirtisi göstermediğinden nasıl emin olunur?

Bunu anlamak için nefes alışın ve kalp atışlarının kontrol edilmesi gereklidir. Soluk alma durumunun kontrolü için elin iç yüzeyini düz bir şekilde göğüs üzerine dayamak ve göğüs kafesinin nefes alma hareketinde bulunup bulunmadığına dik­kat etmek gerekir. Bundan başka parlak bir yüzeyin ağız ve burun seviyesinde on dakika kadar tutulması da geçerli bir yöntemdir. Nefeste her zaman var olan su buharı parlak yüzeyi buğulandırarak so­luk alma olayını kanıtlayacaktır. Kalp atışlarının kontrolüne gelince: Göğüs üze­rinden kalbin atışı her zaman anlaşılma-yabilir. Bu nedenle daha duyarlı olan bi­lek bölgesinin dinlenmesi gerekir. Ön kol kemiğinin iç kısmında, kolun bitiş nokta­sına rastlayan bu bölgede, baş parmak doğrultusunda kontrol gerçekleştirilir. Yalnız, içgüdüsel bir davranışla baş parmakla kalp atışlarının dinlenmesi yoluna gidilir. Gerçekte işaret veya daha ince oluşları nedeniyle damarlar arasına daha rahatlıkla yerleştikleri için daha geniş bir alanda kontrol imkanı sağlarlar. Böylece kesin karara varılması kolaylaşır. Gırtlağın hemen yan tarafında bulunan atardamar (şahdamarı) orta parmak ucunun temasıyl gerekli bilgiyi verir. Kalp atışlarının ebise altından bile kolaylıkla fark edilebileceği en belirgin atardamar ise uyluk kemiği bölgesinde, kasık kıvrımının hemen altında, bacak kökünün iç kenarınca rastlayan kısmında bulunur.

Gözbebeğinin incelenmesi önemli bir veri sayılabilir mi?
Gözbebekleri normal olarak küçük sayılabilecek çapa sahiptir ve güneş ışığı hattâ çakmak alevi karşısında daha da küçülür. Bunun yanısıra gözkapakları kapalıyken göze dokunulduğu zaman göz yuvarının varlığı kendini belli eder. Gözler açıkken ise, bir iplik parçasının veya çimen gibi çok ince ve hafif bir cismin gözün saydam tabakasına değdirilmesi «kor-nea-konjonktiv refleksi»ni harekete geçirerek gözün âni olarak kapanmasına neden olur. Ölüm hâlinde ise gözbebekieri genişler ve ışık uyarısına tepki göstermez. Göz yuvarları kendilerini gözkapağının üstünden bile hissettiren sertliklerini kaybeder. Kornea-konjonktiva refleksi yok olur; diğer bir deyişle gözlere dokunulduğu zaman hiç bir hareketle karşılaşılmaz.

Evde veya sokakta olsun, olay yerine hemen bir doktor çağırmak her zaman doğru mudur?
Doktor çağırmak her zaman doğru olmaz. Çünkü bazı durumlarda doktorun da yapabileceği fazla bir şey yoktur. Bu durumda hasta veya kazaya uğramış kimse­nin zaman geçirmeden bir ilk yardım merkezine kaldırılması gereklidir. Fakat gerekli ön bilginin elde edilmesi için tele­fonla bir doktora danışmak her zaman çok yararlıdır. Özellikle zehirlenme olay­larında günün 24 saatinde açık olan has-tahanelerden gerekli ilk bilgilerin sağlan­ması büyük önem taşır.

Hangi durumlarda ambulans çağırılmalıdır?

Her olayda ambulans çağırılması ge­rekmeyebilir. Çok ağır bir durum söz ko­nusu olmadıkça hastahaneye kaldırma ve­ya ilk yardıma başvurma işlemi bir tak­si veya herhangi bir vasıtayla yerine geti­rilebilir. Burun kanamaları (burundan kan gelme olayları), kol ve bacak yaralanma­ları, aşırı bitkinlik haliyle birlikte ortaya çıkanların dışında âni gelen ağrılar (ko-likler), ezik, çürük ve bereler (bacak ve kollarda) ambulansa gerek göstermeyen olaylardır. Buna karşılık hayati tehlikenin söz konusu olduğu durumlar, yani kalp krizi, geçmeyen bilinç kaybı durumları, ayakta durmayı engelleyecek kadar ağır kan kaybı olayları, kusma ile birlikte şid­detli vücut sancıları veya kalça ve bacak-lardaki çıkık ve kırıklar ambulans çağır­mayı gerektirecek nedenler arasında sayı­lır.

Zamanında müdahale için ambulans nasıl çağırılır?

Âcil bir durum ortaya çıktığı zaman en seri şekilde sağlanan bir telefon numa­rasından ilk yardım merkezi aranmalıdır. Telefonda yalnız ambulans isteğinde bu lunulmamalı, çok kısa bir biçimde hasta veya yaralının durumu belirtilmelidir. Bu bilgi yollanacak ambulansın tipi, en azın­dan gerekli donatımının yapılması konu­sunda çok yararlı olur. Meselâ bir kalp krizi olayında veya yaralanma durumun­da gereken gereç ve donatım farklı ola­caktır. Birincisinde gerekli araçların yanı-sıra oksijen sağlayabilecek, kalp masajı veya ağızdan ağıza suni teneffüs yapma konusunda tecrübeli personelin de bulun­ması gereklidir. İkinci durumda ise hare­ket etmeyi önleyecek yastık, ortopedik kızaklar ve değnekler böyle bir amaca yö­nelik ambulansta yer alacak olan gereç­lerdir. Henüz ülkemizde böyle bir aşama­ya gelinmemiştir, ama gelişmiş ülkelerde seyyar hastahane denebilecek kadar iyi donatılmış ilk yardım merkezleri kurul­muştur. Bu seyyar merkezlerde küçük çapta ameliyatlara imkân verecek kadar ilaç, tıbbi gereç, çözülebilir ameliyat yatağı, müdaheleyi sürekli kontrol etme imkânı sağlayan monitör, bir anestezi ve reani-masyon uzmanı sürekli hazır durumda bulunmaktadır.

Hastahaneye yatırılacak bir hastaya neler gereklidir?

Öncelikle bazı belgeler ve giyim eşya­sı. Belge konusunda, aslını vermek yerine her zaman gerekli olan evrakların hazır fotokopilerini bulundurmak daha yerinde olur. Böylece ikinci bir ihtiyacı ortaya çık­tığı zaman asıllar da kullanılabilir. Söz ko­nusu evraklar sigorta kartı veya varsa bu amaçla kullanılan başka evrak veya evraklar, hastanın o güne kadar götürdü­ğü tedaviyi belgeyen kâğıtlar, daha önce hastahaneye kaldırılma durumu olmuşsa bununla ilgili her türlü belge, reçete, tah­lil, kan sayımı gibi tıbbi incelemelerin so­nuçlarını gösterir kâğıtlar (bunların ola­bildiğince yakın tarihte olanları daha önemlidir) olabilir. Radyografi (röntgen) filmleri ve bunlarla ilgili bulguların foto­kopileri de, varsa, hastanın beraberinde götürülmesi gereken belgelerdir. Bu ara­da hasta veya yaralının kısa klinik hikâye­sini (tıbbi veya cerrahi tedaviye ait hikâ­yesini), her zaman uygulanan tedavi biçi­mini ve olay meydana geldiği anda gözlem­lenen ayrıntıları kısaca anlatmayı unut­mamalıdır.

Gerekli giyecekler: Gerektiğinde ko­layca kıvrılabilmesi için kolları geniş pija­ma veya gecelik; sabahlık veya gece elbi­sesi üzerine giyilebilecek ceket bir çift terlik ve çorap gerekli giyecek eşyası içinde ilk akla gelenlerdir.

Yurt dışındayken yardım isteğinde nasıl bulunulur?

Yurt dışındayken en iyisi otelin veya kampingin ilk yardım numarasmı edin­mektir. Yine de bir Avrupa ülkesinde ilk yardım numarası giderek yaygınlaşan bir kullanım alanı bulunmaktadır. Karşılıklı anlaşmalara dayanan ilk yardım hizmet­leri bugün hemen hemen her ülkede geçer­lidir.

Yurt dışına giderken, bir ilk yardım ihti­yacı durumunda kullanabilmek amacıyla sağlık karnesinin vize ettirilmesi gerekli midir?

Sağlık karnesinin vizesi şarttır. İlk yardım kuruluşları uluslararası organizas­yonu henüz mükemmel bir düzeye erişme­miştir. Bu nedenle, özellikle çocuklarla geziye gidildiği zaman bir kaza olayında nasıl hareket edileceğini, nereye başvuru­lacağını önceden planlamakta büyük ya­rar vardır. Acentaların düzenlediği turlar­da da bu gibi konular hakkında bilgi edin­mek yerinde olur.

Gerektiği an, en azından ilk müdahaleyi yapabilmek için neleri el altında bulun­durmamız gerekir?

Hepimizin bildiği ilk yardım çantası­nın yararı şüphesiz tartışılmaz. Fakat bi­linmesi gereken bir konu var: İlk yardım çantasının her yerde, her türlü olayda kullanılacak düzeyde mükemmel duruma getirilmesi imkânsızdır. Her oftamın ken­dine göre ve birbirinden değişik olaylara sahne olması söz konusudur. Bir evde şeker hastası, diğer bir evde saralı bir hasta bulunabilir. İş ortamının tehlikele­ri ise daha başkadır. Bütün bu nedenler­den dolayı, tek bir tip ilk yardım çanta­sının tavsiye edilmesi doğru olmaz. He­men her olay ayrı biçimde donatılmış bir ilk yardım çantası gerektirir. Bu konuyla ilgili olarak öğrenilmesi ve göz önünde tutulması gereken çok şey vardır.

İlk yardım çantası gerçekten pratik bir önlem midir?

İlk yardım çantası her zaman geçerli bir önlem değildir. Meselâ bir yerde sabit olarak asılı duran bir ilk yardım kutusu, kullanımı açısından bazı sakıncalar doğu­rabilir. Her şeyden önce kazaya uğrayan veya hastalanan kimse ilk yardım kutusu­nun uzağında bulunabilir ve hareket kabi­liyetini kaybetmiş olabilir. Bu durumda yardım sağlama telâşı içinde kutunun ye­tiştirilmesi sırasında içindekiler zarar gö­rebilir. Kullanılacağı zaman ise kutuyu belli bir yüksekliğe oturtmak, kullanım sırasında rahatlık sağlar. Sonuç olarak ilk yardım kutusu yerine bölmelere ayrıl­mış çanta bulundurmak, hem taşıma, hem de kullanım kolaylığı sağlar. Böyle bir ilk yardım çantası yazlığa ve tatile gidildiği zaman da ihtiyacı karşılar. Gezi veya yol­culuklarda ise bu çantalar daha küçültül­müş, kapsamı biraz daraltılmış ve kullanı­ma en uygun yere yerleştirilmiş olarak bulundurulur. Günümüzde, hareket önle­yici, en azından bir ilk yardım merkezine yetişinceye kadar yaralının hareket etme­sine engel olan gereçler kullanılabilmek­tedir.

İlk yardım çantası nasıl bölümlenir?

Küçük tedavi gerektiren olaylarda ve en seri şekilde kullanılacak ilaçların bir bölümde bulundurulması uygundur. Diğer ilaçlar kullanım alanlarına göre raflara dizilebilir. Sıvı ilaçları hafif plastik şişe­lerde bulundurmak, kırılmalarını önleye­ceği gibi ağırlıklarını da azaltır. Ayrıca, ka­pakları, şişeler devrildiği zaman bile dö­külmelerini önleyecek kadar sıkı kapatıl­malıdır.

En iyi dezenfektanlar hangileridir?

Dezenfektanlar için söylenecek çok şey vardır. Zira günümüzde birçok bilgi ve inanç değerini kaybetmiştir.

Yaygın kullanımlı bir dezenfektanın ne gibi nitelikleri olmalıdır?

Dezenfektan denince, deri ve yara üze­rine dıştan uygulanan, yani ağızdan veya bağırsak yoluyla alınmayan antiseptik maddeler söz konusudur. Bir dezenfekten her şeyden önce uçucu olmamalıdır. Etki­si en az birkaç saat sürmelidir. Ancak bu yolla bir ilaç veya antibiyotik alınıncaya kadar yaranın korunması sağlanır. Dezen­fektanın kalıcı olması kimyasal bileşimi­nin uzun süre etkili olmasına bağlıdır. Diğer bir deyişle hemen değişime uğrama­ması, buharlaşmaması, temas ettiği at­mosfer maddeleri veya inorganik madde­lerle değişikliğe uğramaması gerekir. Bu arada yerel veya geniş bir bölgede kulla­nıldığı zaman organizmanın sağlam doku­larını zehirlememesi, deri üzerinde aller-jiye neden olmaması önemlidir. Isının yüksek olduğu durumlarda da kullanıla: bilmesi için yanıcı olmaması gerekir. Bu özelliklerin dışında, uygulama sırasında yakmaması, kötü kokmaması ve uygulan­dığı yerde leke bırakmaması diğer aranan özelliklerdir.

Günümüzde bütün bu aranan özelliklere sahip ürünler var mı?

Bu niteliklerde birden fazla dezenfek­tan sayılabilir. Özellikle «kuarterner baz­lar» denen modern alkoller yaygın bir kullanım alanı bulmaktadır.

Renksiz ürünler mi tercih edilmelidir?

Her zaman değil. Renksiz dezenfek­tanlar yalnız yüz, eller gibi açıkta kalan deri yüzeyine ve küçük yaralar üzerine uygulanmalıdır. Daha büyük yaralar ve geri kalan bölgelerde renkli sıvıların kul­lanımı tercih edilmelidir. Böylece ilacın ne kadar süre etkisini sürdürdüğü kont­rol edilebilir. Tedavinin tekrarlanması du­rumunda ise gecikmenin önüne geçilmiş olur.

Dezenfektanlar nasıl uygulanır?

Her şeyden önce yara üzerine doğru­dan hidrofil pamuk koymak sakıncalıdır. Yara üzerine yapışan pamuk lifleri çok çabuk kirlenerek tehlike yaratır. Bu ne­denle gaz bezi kullanmak daha sağlıklıdır. Gaz bezi de top hâlinde değil, mikroptan arındırılmış bantlar şeklinde kullanılma­lıdır. Kozmetikte kullanılan pamuklardan yararlanılacağı zaman birkaç defa iJaca batırılmalı, böylece pamuğun da mikrop­tan arındırılması sağlanmalıdır. Gaz bezi olsun, pamuk olsun kullanırken bildiği­miz cımbızla değil, cerrahide kullanılan pensle tutulmalıdır. Küçük sıyrık, çizik ve yaralarda kulak temizliği için hazır­lanmış ucu pamuk sarılı çöplerden yarar­lanılabilir: Pamuk üzerine birkaç damla ilaç damlatmak ve gerekli yere sürmek yeterlidir.

Etil alkol neden yetersiz kalmaktadır?

Son derece uçucu bir madde olduğu için etkisi yalnız bir iki dakika sürer. Sı­vı derine gidemeden yüzeyde kalır. Bu ne­denle etkisi kalıcı değildir. İçki olarak kullanılmasını önlemek amacıyla içine boya ve zehirli maddelerin katılması aller-jilere neden olabilir. Bu da etil alkolün tercih edilmemesine yol açmaktadır. Ayrı­ca «yakıcı» özelliği dokulara zarar vermek­tedir. 90-100°’lik saf alkol daha etkili de­zenfektan özelliği taşımasına rağmen do kular için daha da zararlı olabilir. Bunun yanısıra kolaylıkla yanıcı özelliği yüzün­den kazalara neden olabileceğini de unut­mamak gerekir.

Bu derece uzun süredir kullanılmasının nedeni nedir?

Etil alkol hücrelerde ve bakterilerde su yerine geçerek bunları sertleştirir ve sabitleştirir. Fakat bu işlemin gerçekleş­mesi birkaç saati bulan uzunca bir süre gerektirir. Halbuki alkolün etkisi kısa sürer. Ayrıca 70 derecelik alkol 37° derece sıcaklıkta bulunduğu zaman deriye işle­me oranı son derece artar. Bu yüzden satışı yapılan alkol 70°’dir ve saf alkolden daha aktiftir. Saf alkol günümüzde biyop­silerde dokuları birleştirme ve histolojik (dokubilimle ilgili) preparatlar elde et­mek amacıyla boyama aşamalarında ge­niş çapta kullanılır. Alkol yağı kolayca çözümler. Bu nedenle dezenfektan temiz­lik maddesi olarak ve ameliyatta kullanı­lan gereçlerin sterilize edilmesinde kulla­nılır. Deri yüzeyinde temizlik ve tedavi amacıyla kullanılması sakıncalıdır.

Tentürdiyot hâlâ geçerli midir?

Günümüzde tentürdiyot artık unutu­lan, geçmişe ait bir antiseptik olarak ka­bul edilmektedir. Artık ilk yardım çanta­sında yeri yoktur.

Tentürdiyotun sakıncaları nelerdir?

Pek çok kişi iyoda karşı duyarlılık gösterir. İyot allerjisi oldukça sık görü lür. Bunun yanısıra özellikle ışıkta etki­sini kaybeden bir maddedir. Koyu renk şi­şelerde satılmasının nedeni de budur. Işıkla temasta bulunan tentürdiyot ko­laylıkla sürüldüğü dokuyu yakacak duru­ma dönüşür. Tentürdiyotun neden olduğu çeşitli yankılar vardır: Koyu yuvarlak le­keler, kuru yanık bölgeler sonraları deri dökülmelerine neden olan tentürdiyot ya­nıklarıdır. Hemen hemen her zaman ya­ranın iyileşmesinden hemen sonra görü­len deri dökülmeleri kendiliğinden geçer.

Her zaman kullanılan ve yakmayan oksi­jenli su da geçerliliğini kaybediyor mu?

Oksijenli su önemini tamamen kay­betti sayılmaz, çünkü günümüzde kullanı­mı ilaç sanayiinde yararlı bir madde ola­rak önem taşır. Bunun dışında dezenfek­tan özelliği, etkisinin çok yavaş olması nedeniyle fazla önemli değildir.

Oksijenli suyun özellikleri nelerdir?

Oksijenli suyun özelliği, bazı molekül­lerinde fazladan bir oksijen atomu bulun­masıdır. Kimyada H20 yerine H202 ola­rak gösterilir. Havayla temas ettiğinde bu fazla atomu kaybetme eğilimindedir. Işık da aynı etkiyi uyandırdığı için oksi­jenli su koyu renk ve sıkı sıkı kapatılmış şişelerde satılır. Buna rağmen birkaç haf­tadan daha fazla dayanmaz. Etkisini kay­bettiği zaman ise zehirli bir maddeye de­ğil, bildiğimiz suya dönüşür. Bu durumda oksijenli oluşu nedeniyle dezenfektan et­kisini de kaybeder.

Değişik oksijenli su türleri var mıdır?

En az üç tür oksijenli su vardır: 12 hacimlik, 24 hacimlik ve 36 hacimlik olan bu türlerde bir litre oksijenli su normal suya dönüşmek için sırasıyla 12, 24 ve 36 litre oksijen kaybetmesi gereklidir. De­zenfekte etmek amacıyla veya ilaçlama­larda kullanılan oksijenli suyun 12 hacim­lik olması gereklidir. Daha yüksek miktar­larda oksijenli su yakıcı ve renk bozucu etki gösterir.

Oksijenli suyun günümüzde de kullanıl­masını sağlayan yararlan nedir?

Oksijenli su kanı dokular m derisin­den, normal suyun veya diğer sıvıların te­mizlemesinden çok daha iyi temizler. Ay­rıca kanı durdurucu (hemostatik) ve ko­ku giderici etkisi de vardır. Yavaş etkile­yen dezenfektan özelliği, üzerine toprak veya başka maddeler yapmış yaraların te­mizliğinde yarar sağlar. Kullanım sırasın­da meydana gelen köpüklenme ve verdiği ılıklık duygusu suyun henüz etkisini kay­betmediğini ve oksijen içerdiğini göste­rir.

Oksijenli su ayrıca kabuk bağlamış yaraların yumuşatılmasında ve alt taba­kaya yapışmış kabukların acı vermeden ayırılmasında yararlı olur. Kabuklar ya­ralar için biyolojik korunma yöntemidir. Gerçekten de kabuk, kolayca ayrılacak du­ruma gelmedikçe koparılmamalıdır. Çün­kü kabuğun kendiliğinden çıkması altın­daki dokunun yenilendiğini gösterir. Aksi halde yeniden bir kabuk oluşur. 5-7 gün süren .yeni bir iz meydana gelir.

Yaraya yapışmış kabukların çıkarıl­ması iki aşamada yapılır: Önce yapışan bölgeye birkaç damla damlatılır; emilir emilmez daha fazla damlatılan oksijenli su, yapışmış olan pamuk veya gazlı bezin kolayca çıkmasını sağlayacaktır. İlaç akı­tıldıkça yaraya yapışmış olan bütün mad­delerin temizlenmesi mümkün olacaktır. Son bir uygulama açıkta kalmış yara ye­rinin mikroplardan arındırılmasını sağ­lar.

Deriyi veya yarayı temizleyen ve mikrop­lardan arındıran başka maddeler de var mıdır?

En çok kullanılanlardan biri olan ve oksijenli suyla eşit oranda karıştırılan Carrel-Dakin çözeltisini sayabiliriz. Ça­maşır suyu kokusunda ve hipoklorit içe­ren madde, bu özellikleriyle temizleyici ve dezenfektan olarak kullanılır. Bu solüs­yon da, zehirli bir maddeye dönüşmeme­sine rağmen bir haftada bozulur. İyi du­rumdayken etkisi yavaştır. Sivilcelerin bulunduğu bölgelerin temizlenmesinde ya­rarlı olur.

Borik su da evlerde kullanılan bir temiz­leme maddesiydi. Günümüzde hâlâ kulla­nılıyor mu?

Borik su dediğimiz, normal suyun içine % 3 oranında katılmış asit borikten meydana gelir. Kullanmadan önce kayna­tılması gerekir diye bilinir. Halbuki nor­mal su dediğimiz su içilebilir olandır, yani mikroptan arındırılmıştır. Bunun yanısı-ra temizlikte kullanılan bir maddeyle ka­rıştırıldığı için suya fazladan dezenfektan özelliği kazandırılır.

Borik suyun kullanımdan kaldırılma­sının nedeni çok yavaş tesir etmesi ve solunum yoluyla zehirlenmelere neden ol­masıdır. Özellikle çok geniş alanda kulla­nılırsa bu etki daha kolay görülür. Solüs­yonun bir litreye yakın küçük şişelerde satılması ve tamamen maden suyu görü­nümünde olması evlerde kullanımı faz-lalaştırmıştır. Fakat maden suyu ile borik suyun karıştırılması tehlikesinin yanında asıl tehlike bu maddenin hazırlanması için paketlerde satılan asit boriktir. Çoğu zaman bu paketler acı tuz paketleriyle ka-rıştırılabilmektedir. Benzer paketlerde ay­nı miktarlarda satılması bu yanlışlığa ko­layca neden olmaktadır.

Asit borik acı tuzla karıştırılırsa ne olur?

Aldatıcı hazımsızlığın yanısıra had ze­hirlenme görülür. Zehirlenme bedende ağ­rılarla, kusma ve ishalle kendini belli eder. Daha sonra cilt üzerinde çok canlı kırmızı renkte kızarıklıklar oluşur. İdra­rın çıkarılmasında kramplar ve kasılma­lar meydana gelir. Özümleme yoluyla mey­dana gelen zehirlenmeler çoğunlukla mer­kezî sinir sistemi ve böbrekler düzeyinde kendini gösterir.

Sözü edilen belirtiler ağır durumlar­da, birkaç günde kendini gösterir. Daha az dozda alınan asit borik miktarı ise bir hafta kadar bir süre sonunda zehirlenme belirtileri verir.

Derhal uygulanması gereken tedavi kusmanın sağlanması ve midede kalan zehirli maddenin su veya sütle azaltılma­ya çalışılmasıdır. Bu arada derhal doktor çağırılmalıdır. Günümüzde asit borik pomat ve damla hâlinde kullanılan ilaçlara katılmaktadır. Toz şekline getirilen asit borik ise % 2-3 oranında toz pudraya karıştırılarak bilinen borotalk elde edilir. Acı tuz bir yara üzerine sürüldüğünde ise küçük bir bölgede- hafif zehirlenme görülür. Mikrop öldürücü etkisi de olmaz.

El altında eter bulundurmak yararlı mıdır?

Eter, son derece uçucu özelliğinin ya-nısıra yağları kolaylıkla çözen ve deri üzerindeki kan lekelerini temizlemekte kullanılan bir maddedir. Bir dakikadan daha kısa sürede kuruduğu için genellikle iğne ve aşılardan önce iğnenin yapılacağı bölgenin temizlenmesinde de kullanılır. Fakat çok çabuk tutuşucu özelliği ve düşük kaynama noktası (35,4°) nedeniyle evlerde kullanılması sakıncalıdır. Öyle ki, bir ısı kaynağının yakınında bulunan bir şişe eter, kaynak küçük bile olsa, patlar. Eterden çıkan dumanlar hava ile birleşince patlayıcı bir bileşim meydana getirir ve hemen ardından tutuşur. Bu patlayıcı özelliği ve solunum yolları üzerindeki olumsuz etkisi anestetik olarak kullanımdan kaldırılmasına neden olmuştur. İlk defa anestetik olarak kullanılışı 1864 yılına rastlanır. Bazı kişiler ise etere karşı aşın duyarlılık gösterir. Merkezi sinir sistemi etkilenen bu kişilerde eter kokusu bayılmalara neden olur. Bu da eter açısından olumsuz bir özelliktir.

Günümüzde güvenle kullanılabilecek başka temizleyiciler var mıdır?

En yaygın olanlar arasında merkü-rokrom sayılabilir. Etkisi günlerce sürebilen güçlü bir mikrop öldürücüdür. Yaralar veya kurumuş kabuklar üzerinde son derece iyileştirici etkisi vardır. Çok canlı kırmızı renkte boyama özelliği vardır. Uygulanan bölgede bu canlı rengin kalması bu madde için olumsuz bir noktadır. Bu nedenle çok yaygın yüzeylerde kullanılması öğütlenmez. Bir sargı bezi veya ilaçla örtüldüğü zaman bu sakınca ortadan kalkar.
Merkürokromu kullanmadan önce yara yeri oksijenli suyla temizlenmelidir. Kurulanan bölgeye sonradan birkaç damla damlatılarak oldukça geniş bir alanın mikroplardan arındırılması mümkün olur.
Bir karıştan daha geniş bölgeye uygulanması sakıncalıdır. Çünkü emilmesinden sonra hafif zehirlenme yapabilir. Fakat bütün küçük yaralar, sıyrıklar ve yarıklar için en uygun dezenfektandır. % 2 karı şımlarda kesinlikle yakıcı etkisi yoktur.

Sterilize edilmiş (mikroptan arındırılmış) plastik şırıngalar mı, yoksa kaynatıldıktan sonra kullanılan şırıngalar mı tercih edilmelidir?

Ambalajı açılmış olmadıkça ve çok uzun süre beklemiş olmadıkça plastik şırıngalar tercih edilmelidir. Zira çok iyi saklansa bile birkaç ay sonra şırınga üzerinde bakteriler oluşabilir. Cam şırınga lar ise, kırılabilir olmalarının yanısıra hiçbir zaman tamamen mikroptan arındırılmış sayılamazlar. Aynı durum iğneler için de söz konusudur. Bu nedenle «kullan ve at» tekniği kullanış açısından tavsiye edilir.

Ayrıca sarılık virüsü gibi bazı patojenlerin kaynama ile yok edilmediklerini bilmekte yarar vardır. Bu virüsler ancak çok yüksek ısıda, özel kaplar içinde ve yirmi dakikadan az kaynatılmamak şartıyle yok edilir. Zaten sarılığın, hattâ tetanos virüsünün neden olduğu hastalıklar bu kullanılmış ve iyi sterilize edilmemiş şırıngalardan kaynaklanabilmektedir.

Yaralar veya sıyrıklar için pomat mı, toz ürünler kullanmak mı daha iyidir?

Ne biri ne diğeri: Deri üzerindeki yü­zeysel veya derin her türlü yara temizle­nip mikroptan arındırıldıktan sonra gaz beziyle güzelce sarılmalıdır. Pomat ve kremler derinin hava almasını önlediği gibi, kurumasına yol açarak, dokularımı­zın doğal biyolojik iyileşmesini engeller. Suda kolaylıkla çözülebilen, yani suyla temizlenebilen maddeler olan pomat ve kremler yalnız deri üzerindeki kızarıklar, kaşıntı, ürtikler, yanma gibi olaylarda et­kili olur. Toz ürünlerinin ise kullanımı sakıncalıdır. Çünkü toz şeklinde kalması için içine saf olmayan birçok madde ka­rıştırılır. Ayrıca serpildikten sonra altın­da sulanma meydana gelen kabuklanma­lara yol açar. Çabucak kirlenerek etkisini kaybeder. Yaranın kuru kalması için daha önce sözü edilen merkürokrom sürülmesi gereklidir.

Büyük çapta sulanmalara neden olan ya­nık veya geniş sıyrıklar üzerine gaz bezi koymak doğru mudur?

Bu tür uygulamalar yeniden oluşma­ya başlayan deri dokusunun kopmasına böylece iyileşmenin gecikmesine neden olur. Bunu önlemek için eskiden yağ-denen, vazelin ve başka ilaçlara batini mış sargı bezleri kullandırdı. Daha sonra bir süre antibiyotik içeren sargı bezleri kullanıldı. Fakat bunlar yalnız sarıldıkla n bölgelerde allerjilere neden olmakla ka-mıyor, sonraları genel bir tedaviyle büe yok edilmiyen dayanıklı mikrop toplulukları oluşturuyordu. Günümüzde antibiyotik içeren gaz bezlerinin kullanımı yasayla engellenmiştir. Fakat bu sargılar da pomat veya tozlardan pek farklı değildir. Bu nedene kullanımı tavsiye edilmez.

Günümüzde değişik boyutlarda hazırlanan plastikten, düz sünger görünümlü bantlar kullanılmaktadır. Bir yüzü yapışkan olmayan düz bir maddeden oluşan, diğer yüzünde ise hava almayı ve yaradan çıkan maddelerin emilmesini kolaylaştıran süngerli bir tabaka bulunan bu bantlar son derece kullanışlıdır: Yaranın üzerinden kolaylıkla ayrılır. Acı vermediği gibi, yeni derinin oluşumuna olumsuz bir etki de yapmaz.

Parmaklar zedelendiği veya kırıktan şüp-helenildiği zaman hemen uygulanabilen bir çare var mıdır?

Bir zamanlar kalın kartondan yapılan ve sargı ile kullanılan «çubuklar» zarar gören bölgenin hareketsiz tutulmasında kullanılırdı. Hareketsizleştirme gerektiren daha geniş alanlar için, meselâ bütün el ve bilek gibi, raket biçiminde kalıplardan da yararlanılırdı. Günümüzde, hareketsiz bırakma ilkesi korunarak, darbe yemiş bölgeye en yakın oynak iki noktayı kapsamak üzere alüminyum çubuklar kullanılmaktadır. Bu çubukların bir yüzü yumuşak bir maddeyle kaplıdır. Böylece parmak içeride yumuşak bir yüzeye yaslanır. Dışarıdan ise sert alüminyum tarafından korunmuş olur. Bu çubuklara ingilizce «finger-splint» denir. Bunların boyu yarım metre uzunluğa erişebilir. Bu nedenle istenen uzunlukta kesilebilir. Kalınlıkları da değişiktir. Böylece çocuk parmağına uygulanabildiği gibi, bir yetişkinin parmağına da kolayca uyarlanabilir. Çubuklar kesin hareketsizlik sağlar. Uygulanan çubuklar daha sonra sargı beziyle sarılarak sa-bitleştirilir. Bu hareketsiz bırakma işlemi ayak parmakları için de aynıdır.

Bacakların ve kolların hareketsiz bırakıl­ması gerekirse ne yapılır?

Bu durumda da ağ biçiminde örül­müş çok hafif metal tabakalar kullanılmalıdır. Ayrıca uzun metal bir çubuk da sar­gı ile sabitleştirilerek uzuvların hareket­siz bırakılmasında yarar sağlar.

Bunların yanısıra eller için «raket» bi­çiminde özel gereçler yapılmıştır. Henüz ülkemizde kullanılmayan bu gereçler da­ha sağlam bir sargılama imkânı verir.

Günümüzde ayrıca ağız yoluyla şişiri-lebilen fermuarlı, plastik «değnekler» de kullanılmaya başlanmışlar. Bunlarda, şi­şirilen kısım kırık bölgenin altına yerleşti­rilir. Üst kısım kırık olmayan yüze sarıla­rak fermuarı çekilir. Kullanımı son derece pratiktir. Ayrıca kırığın her noktası aynı basınç altındadır.

Bu şişirme çubuklar her zaman kullanıla­bilir mi?

Yaygın kırık alanlarında ve köşe bölgelerinde kullanılamaz. Dokuları ezme teh­likesi vardır. Kapalı kırık olaylarında da, yani kemiğin görünmediği kırıklarda şi­şirme çubuğun basıncı her yarım saatte bir kontrol edilmeli, çok sıkıysa gevşetil-melidir. Yoksa dolaşımı olumsuz yönde etkiler. Yine de kullanışlılığı açısından en hafif, en rahat hareketsizleştirme aygıtla­rından biridir.

Değişik türleri var mıdır?

Evet, değişik türleri vardır. İnce bo­rulardan meydana gelmiş elastik ağ görü­nümünde olanları da vardır. Değişik ölçü­lerde olması bedenin her bölgesinde kul­lanma imkânı sağlar. Ağ biçimi ise, bir sargı bezi gibi rahat kullanımın yanısıra, kolaylığı açısından da son derece yararlı­dır.